Hikayeler ve alternatif bakış (devamı)

DERVİŞ KISSASI:

 Zamanın birinde bir derviş efendisine; Efendim ben artık piştim, gidip halkı irşat edeyim

 Efendi; Dur bakalım biraz daha.

 Derviş; Yok efendim ben oldum artık

 Efendi; Eh pekâlâ git bakalım.

 Derviş en yakın bir camide soluğu alır, bakmış hoca köpüre köpüre vaaz veriyor.

 Derviş; Ey cemaat! siz bu hocaya aldırış etmeyin, hoca bu işleri anlamamış.

 Cemaat birden irkilir ve dervişi anında talan eder. Derviş boynu bükük efendinin yanına gelerek:

 Efendim, evet ben pişmemişim der!

 Derviş efendinin yanında bir süre daha devam ettikten sonra, bu sefer:

 Efendi: Tamam azizim sen piştim git bakalım der! derviş bir hışımla aynı camiye gider, bir bakar ki aynı hoca yine köpüre köpüre vaaz eder.

 Derviş: Eeeey cemaat bu hoca cennetlik, kim sakalından bir tutam alırsa vallahi cennette yeri hazırdır!

 Cemaat bir hışımla hocayı altına alır ve bütün suratını yolar. 

 

Tevhit yolunda bir kişi çabucak ilerlemek ister. Nasıl Kâbe-i tavafta 7 tavaf varsa kişinin de geçmesi gereken 7 nefis mertebesi vardır. Tavafta ilk üç dönüşte koşar adım atılır. Çünkü ilk üç zan (fiil-sıfat-zat) insanı fazlasıyla yakar. Onun için oraları çabuk geçmek gerekir. Bu yüzdende kişi aceleci davranır. Burada da derviş akılla idrak noktasında anlayışında kemal bulduğunu sanıp erkenden izin istemiş. Ancak aldığı dersten de anlaşılacağı üzere, ilm-i ledün sırrını her yerde açamayacağını bunu her idrakin almayacağını anlamış. ‘Odun pazarında odun, kuyumcuda mücevher vardır; oduncu mücevheri bozamaz zaten bozmaya kalksa da işin inceliğini – ayarını, sahte olup olmadığını, değerini- anlayamaz.’     

Daha sonra ise mürşit onu dener, önemli merhaleler geçmesine rağmen hayatın birde beşeriyet yönü vardır ki bu da kişinin halka dönük yüzüdür, her ne kadar içinde gizli bir hakk olsa da, görünen yüz halk olduğu için. Kişi daima tetikte olmalıdır. Burada derviş ise hocanın hakkani yönünü göstermeye çalıştığı için anlaşılmıyor ve bir sopa daha yiyor. Burada anlaşılacak güzel bir hisse ise: yol – edep – erkân bilmek lazım olduğudur.

Nur’ül Arabî’den Bir Kıssa:

 Osmanlı döneminde yaşayan Seyyid Muhammed Nur’ul Arabî konuşmalarından birinde cüzi iradenin olmadığına dair beyanlarda bulunur ve bu yüzden halk tarafından tepki toplar. Ve Şeyhülislam’a şikâyet edilir. Hakkında idam cezası verilecekken dönemin padişahı gerekçesini duymak ister ve saraya huzurunda kanıta davet eder. Toplantı zamanı gelir. Devrin ileri gelenleri Şeyhülislam başkanlığında toplanır.

Şeyhülislam: Seyyid'e sizin cüzi iradeyi inkâr ettiğiniz söyleniyor doğrumudur der?    

Seyyid: Ben söylediğimin arkasındayım.

            Âlimler: Bize bu konuyu biraz açar mısınız?

            Seyyid: Şu an padişah bizi yukarıda ki perdenin arkasından dinler, onun huzurunda sizin bir hükmünüz var mı?

 Deyince herkes sus pus olmuş ve ağzını açamazken,

 Padişah bu söze hayran kalıp perdenin arkasından çıkar ve Seyyid Muhammed’e sorar:

 Efendi biraz daha açar mısın konuyu?

 Seyyid: Efendim arifler her dem Hakk’ın huzurunda oldukları için, hakkın huzurunda kulun hükmü yoktur. Külli iradenin yanında sizce cüz olur mu?

 Padişah konuşmadan son derece memnun kalır ve şikâyet geri alınır.

 

 Denizden ayrı kalan damladır da, denizin içinde damlanın hükmü var mıdır?

 Kul ayrı Allah ayrı ele alındığında cüzlerden bahsetmek mümkün görünse de aslında bir ayrılık yoktur. İnsan aslına bağlıdır.

 İşte tevhidin gereği de asla geri dönüştür. Varmış gibilerden uzaklaşıp – zanlardan kurtulup – damlanın denize dönmesini sağlamaktır. Ancak bu izdirari ölüm değil (yaşlılık) ihtiyari ölümle (Ölmeden evvel ölmek hadisi şerifi ile) gerçekleşecek bir neş’e idrak ve hal bütünüdür. Böylece her cüz (parça) kül’e (bütün) bağlanacaktır.

        ASLAN, KURT VE TİLKİ – Mesneviden Bir Kıssa

Kurt, tilki bir de aslan
Ava çıkmış bir zaman.
“Birlikte rahmet vardır,
Ne bulursak o kârdır.”

Diye karar vermişler.
Ormanda yürümüşler.
Şansları yaver gidip
O gün iyi av edip,
Çekilmişler bir ine.
Kurt ile tilki hile

Düşünürken aklından,
Emir gelmiş aslandan:
Ey koca kurt haydi sen,
Başlayıp önce benden,

Avımızı paylaştır;
Açlığımı yatıştır.

Kurt demiş: Padişahım,
Yüce soylu kralım.
Sen büyüksün, sonra ben...
Tilki de ikimizden,
Küçük ve geridedir.
Paylarımız bellidir.
Yaban öküzü sana,
Şu dağ keçisi bana.
Tilki kardeş tavşana,
Uygundur kalıbına.
Buyurun da yiyelim,
Yorulduk, dinlenelim...
Aslan birden kükremiş.
Kurt ve tilki titremiş:

Ne söylersin sen ahmak!

Yok, mu sen de utanmak?
Ben varken sizlere pay,
Vay seni eşek vay vay...
Eşekten de kötüsün,
Sen köpeğin tekisin!
Hay seni kaz kafalı,
Kim ormanın kralı?
Verirsem alırsınız,
Vermezsem bakarsınız.
Yaklaş şöyle yanıma,
Bakayım suratına!
Kurt titreye titreye,
Başlamış yürümeye.
Aslanın yakınına
Gelince karşısına,
Bir pençeyle serilmiş.
Ciğerleri delinmiş.
Ölüp gitmiş zavallı...
Ormanların kralı,
“Tilki!” diye seslenmiş.
Bir de onu denemiş:
İkimize üçünü,
Pay et göster gücünü!.
Sıra ona gelince
Tilki diz çökmüş önce:
Tümü sizin kralım.
Bir sıraya koyalım.
Yaban öküzü var ya,
Sabahki kahvaltıya.
Dağ keçisi öğleye,
Uygun olur yemeye.
Sona kalan tavşan da
Kralıma akşamda,
Leziz bir yemek olur.
Kendisine sunulur...
Tilki üçünü avın
Yemesine aslanın,
Ayırarak belirtmiş.
Aslan şöyle söylemiş:
İşte budur adalet,
Kimden öğrendin hayret?
Tilki demiş:  Efendim,
Kim olurum ki, neyim...
Siz yüce kralımız.
Olacaktır farkımız.
Siz her şeyin sahibi.
Ormanın tek hâkimi.
Bu tür pay etmeyi ben,
Yatan kurdun hâlinden;
İbret alıp belledim.
Güzel oldu eminim…
Tilkinin cevabına,
Aslan demiş ki ona:
Bu herkese ders olsun!
Üçü de sana kalsın.
İbret aldın ya kurttan,
Sen de oldun bir aslan.
Artık tilki değilsin,
Bizlerden birisisin...

Aslan kalkıp giderken,
Tilki demiş içinden:
“Şükür olsun Mevlâ’ya.
Yaradan’ım Huda’ya...
İyi ki önce ona,
Söyledi sonra bana.
Yoksa helâk olurdum,
Ben nasıl kurtulurdum?
----------------------------------------------------------------------------

Mevlana anlaşılması kolay olsun diye orman tabiatından yola çıkarak hakikatten bir pencere sunmuş bizlere. Her ne kadar arayanla, aratan kol kola gezse de bunu bilmeyen kişi (kurt ile tilki) beraberce çıkmışlar ava (dünya hayatına). Avlanmışlar ve başlamışlar pay etmeye. Yaban öküzü dağ keçisi tavşan (filer, sıfatlar ve zat) paylaşımını kurt (cahil kişi) Aslana (Sultana, Allah’a) hepsini verememiş. Çünkü kendi benliğinden sıyrılamamış. Ve böylelikle istenen ve beklenen paylaştırma gerçekleşmeyince Aslan tilkiye diğer kuluna sormuş. O ise bütün bu zanlarından geçerek. Hepsini Aslana vermiş. (Allah’a istinat etmiş)

Aslan demiş ki ona:
Bu herkese ders olsun!
Üçü de sana kalsın.
Allah kulunu sevdiği için yarattı bütün bunların peşinde olduğu için değil. İmtihan ise âlem kişinin zanlarıyla imtihanından ibarettir. Tilki gibi kurtuluşa ereyim dersen, kurt’un haline bak ta kendine pay çıkaranlardan olma.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !